Reklam Alanı

JT Slayt Gösterisi modülü resimleri yüklüyor. Lütfen bekleyiniz...
FEVZİ ÇAKMAK KÖYÜ KALKINDIRMA VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİFEVZİ ÇAKMAK KÖYÜ KALKINDIRMA VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİFEVZİ ÇAKMAK KÖYÜ KALKINDIRMA VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİFEVZİ ÇAKMAK KÖYÜ KALKINDIRMA VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİFEVZİ ÇAKMAK KÖYÜ KALKINDIRMA VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİ

ÜYE GİRİŞ FORMU



FOTO ALBÜMDEN

  • FOTO ALBÜMDEN
  • FOTO ALBÜMDEN
  • FOTO ALBÜMDEN
  • FOTO ALBÜMDEN
  • FOTO ALBÜMDEN
  • FOTO ALBÜMDEN
  • FOTO ALBÜMDEN
  • FOTO ALBÜMDEN

Son Tartışmalar

Henüz tartışma yok.

Günlük Burç

Hava Durumu

Üç Günlük Tahminler
Tüm Iller

Köy Tetkikleri PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 07 Eylül 2009 09:13
     A- GENEL BİLGİ -ZIHAR KÖY

     Giresun ilinin Alucra İlçesine bağlı ve ilçe merkezine 11 kilometre mesafede bir köydür.2-Köyde ‘Çağırgan Baba’ adında bir türbe vardır.buna ait vakıfların kayıtlarından türbenin 600 yıllık olduğu anlaşılmaktadır.Köyün kuruluşunu, türbenin yapılışından evvel kabul edecek olursak Zıhar’ın 7-8 yüz yıllık eski bir köy olduğunu tahmin edebiliriz. 150 yıl önce burasının 20 evlik ufak bir köy olduğu, Cihan Harbi esnasında evlerin sayısı 450 kadar çıktığı, şimdi ise 208 evden ibaret bulunduğu köyün sözüne itimat edilecek şahıslarının ifadelerinden anlaşılmaktadır.
                 
     Cihan Harbinde 1332 T. Beşinci Kolordu Karargâhı bu köyde oturmuştur. Karargâhtaki ilk defa Fevzi Paşa (Mareşal Fevzi Çakmak), bilahare B.Selahaddin bulunmuştur. Köyün Yoğurdu Kara mahallesinde karargâha ait binalardan bugün yalnız generallerin kaldığı yapı sağlam kalmış, diğerleri harap olmuştur. İşte köyün kuruluşundan şimdiye kadar bundan başka kayda değer herhangi bir hadise olmamıştır.                  

     Halkın bugarsık (ağızdan çıktığı gibi yazılmıştır.(Bağırsak)) deresi dediği ve bugün tarla halini almış yerde eskiden büyücek bir şehrin olduğu, hatta çift sürerken tuğla parçaları, yontulmuş taş kırıkları çıktığı söylenmektedir. Bir kısım yerde de eski binalara ait temellerin iyiden iyiye belli olduğu görülmektedir.3-Zıhar’da 917 kadın ve 758 erkek nüfus vardır. Halk Türk olup, Türkçe konuşmaktadırlar. Dinleri İslam dinidir.4-Zıhar’a en yakın köy Feykas olup üç kilometre mesafededir. Bağlı olduğu ilçe merkezi hariç olmak üzere en yakın kasaba 51 kilometre mesafede bulunan Şebinkarahisar kazasıdır. Şehir olarakta; Gümüşhane ile Giresun yakınıdır.Gümüşhane 90, Giresun 171 kilometre mesafede bulunmaktadır.                     

     İktisaden bağlı olduğu iskele Giresun’dur5-Her yıl buraya ortalama olarak 50-60 santim kar yağmaktadır.1650 metre yükseklikte bulunan Zıhar sahile yakın dahil ve dağ köylerindendir. Senenin 5-6 ayında köyün toprakları kar altında kalmaktadır. Bugarsık ve Çakmanusun dereleri köyün tarlalarını arasından geçmektedir. Burada Karagöl denilen derinliği 30 metre ve yüzü 40 metre murabbarında olan bir de ufak göl vardır.Köyde kayda şayan tabii güzellik hemen hemen yok gibidir.                      

     İslice denilen yerde demir madeni ve kızıltaşönü mevkide de kömür madeni olduğu anlaşılmaktadır.Yalnız bu madenlerin ne kadar zengin bulunduğu hakkında halkın bir bilgisi yoktur.Bir fen heyetinin bu madenler üzerinde inceleme yapması ve madenlerin işletilmesi halkın başlıca temennilerinden biridir.Köye civar tepeler eskiden orman halinde imiş, fakat halkın ağaç sevgisinin kıtlından bugün geneş ziyasının bile delip geçemediği o, ormanlardan eser kalmadığı esefle görülmektedir.Sansar, kurt, tavşan, ayı, tilki gibi av hayvanları varsa da fakat köyde avcılık yapan kimse yoktur.Bu işlerle Feykas köyü halkı biraz meşgul oluyorlarmış.

     B-KÖYÜN KÜLTÜREL DURUMU                           

     Köyde bu yıl (1937) açılmış bir sınıf ve tek öğretmenli bir okul vardır. Bina halk tarafından 3000 liradan fazla para sarf etmek suretiyle ve plan üzerine birkaç yılda yaptırılmıştır.Üç dershanesi ve iki de ufak odası bulunmaktadır.Her yıl bir sınıf ilave etmek suretiyle birkaç yıl sonra okul beş sınıflı olacaktır.Şimdilik bu okula 70 çocuk devam etmektedir.Köyde 7-12 yaş arasında bulunan çocukların sayısı 130 dur.Öğretmenin maaşı hususi muhasebeden verilmektedir.Oldukça iyi köy öğretmenlerindendir.Kendisini halka saydırmış ve sevdirmiştir.Okul dışında ödevini de yapmayı ihmal etmemektedir.                          

     Köyde 7-50 yaşındaki erkek ve kadının sayısı 760 dır.Bunların ancak 95 şi okur yazardır.orta tahsilini ikmal etmiş yalnız iki kişi vardır.Bunlardan biri zabit, diğeri de civar vilayetlerde esnaflık yapmaktadır.Köyün imamı maalesef Türk harfleriyle okur yazar değildir.üfürükçülük yaptığı görülmemiş ve duyulmamıştır.İmamın kültür alanında faydası olmamaktadır.                          
Köyde yalnız Paçaoğulları denilen bir alenin evinde ufak bir kütüphane vardır.Kitaplar arasında Evliya Çelebi Seyahatnamesi de bulunmaktadır.Mevcut kitaplar Arap harfleriyledir.Arzu eden köy halkı bu kitaplardan istifade etmektedirler.Gazete olarak köye yalnız Yurd Gazetesi geliyor.Onu da öğretmen ile muhtar okumaktadır.okunan gazetelerden bir kısmının köy odalarının duvarlarına süs olarak asıldığı görülmüştür.                          

     Köyde postane yoktur. Kaza merkezindeki postanede köye ait bir kutu bulunmaktadır.Gelen mektuplar buraya atılmakta, zaman zaman bu kutuda biriken mektuplar köye getirilerek sahiblerine dağıtılmaktadır.Köyün harice giden adamları çoktur.Her ev başına yılda dört beş mektup alınmakta, bir o kadar da mektup gönderilmektedir.                          

     Köyde gramofon ve radyo yoktur. Musuki ihtiyaçlarını kemençe, davul, zurna gibi pek iptidai aletlerle temin etmeğe çalışmaktadırlar.                          

     Herhangi bir iş için köye uğrayan işyarlarla diğer aydın gençler halkın kalkınması, kültürce ileri gitmesi için gereken telkin ve irşatda bulunmaktadırlar. Alucra’da halkevi yoktur.Ş.Karahisar Kazası ve Giresun İli Halkevi köycülük şubeleri de buralara kadar gelerek halkla temas etmemişlerdir.                          

     Köyden çalışmak için çıkan kadın ve erkek, civar il ve ilçelerde senenin hemen beş altı ayını geçirmektedirler. İçlerinde ancak bir ikisi sinema ve tiyatro görmüştür.                          

     Batıl İtikadlar:Salı günü yola çıkmazlar, Cuma günü evden yolcu çıktığı gün evi süpürmezler, geceleyin süt ve yoğurt vermezler, çocuğu olmayan kadınlar köydeki Çağırgan Baba(Çığırtkan Baba) giderek tavuk, horoz keserler ve çocukları olması için türbeden fayda beklerler.Köyün islice mevkisinde herkese ayrı ayrı şekillerde görünen dışarışeri dedikleri cinlerin olduğuna inanmakta ve bunu bizzat gördüklerini anlatmaktadırlar.Sarılık hastalığına tutulanların yirmi tırnağının dibinden kan almaktadırlar.Başının yarısı ağrıyanlar caminin yarısını, tam ağrıyanlar da caminin bütününü süpürmekle başlarının iyi olacağına inanmış bulunmaktadır.Yürümesi geciken çocuğunayağını ipler bağlıyarak Cuma günü cami kapısında ipi kestirirlermiş, bundan sonra çocuk yürürmüş.Saksağan bir eve gelirse kadınlar uğur saymaktadırlar.Ve bunun için şöyle bir masal anlatmaktadırlar:’’ Kadınlar bir gün neden erkekler iki, üç kadın alıyorlar da bizler birer erkekle kalıyoruz diye düşünmüşler ve bu mantıksızlığı bir kağıda yazarak saksağanın kanadına bağlayıp Allah’a göndermişler, şimdi ne vakitki bu kuş evlerinin kapısına gelirse kadınlar; ‘acaba Allah bize de iki koca almak için emir mi gönderdi ‘diye sevinçle hayvanı gözden geçirirlermiş.’’                          

     Köyde Kadı Hasan oğlu Salih adında bir halk ve saz şairi vardır.Her hadiseye destan ve ağıt uydurmaktadır.1934 yılında bu köyde yirmi beş yaşlarında bir genç, kinin yerine tilki zehiri yiyerek öldüğü için şu koşmayi söylemiştir:                                       


     İbrahim karnında büyük bir sancı                                       
     Zehir mi kattındı Gülüşan bacı                                       
     Hepimizde bir ocaktan bucaktan                                       
     Yazık oldu sana İbrahim sana                                       
     İller naklettikçe dert olur bana                          
     İbrahime zehiri; akrabalarından Gülüşan adında bir kadın vermiştir.Bu suretle koşmada onun da adı geçmektedir.                          

     Ata sözleri:
     Misafir dokuz bereketle gelir birini yer sekisizini sahibine bırakır.
     Huyunu bilmediğin atın arkasından varma, ya kapar, ya teper.
     Malını veresiye veren ağzı dolu yel alır.
     Dost için ölmeli, düşman için dirilmeli.İla…….                           
     Köyde söylenen türkülerden biri:                                   
     Felek beni çeke çeke getirdi                                   
     Bende sandım muradıma yetirdi                                   
     Mezarımda gök otları bitirdi                                   
     Felek sana minnet etmem beş günü                            

     Köyün askere gidip gelenleri az çok köyün kalkınmasına ve kültür işlerine önem vermektedirler.
Askerlikte görüp öğrendiklerini kısmen olsun halka da öğretmeye çalışmaktadırlar.Köyden dışarı çıkmamış kimse hemen hemen yok gibidir.                           
     Köyde yetişmiş eski ve yeni adamlardan bütün memleketçe tanınmış kimse yoktur.Yalnız burada eskiden Kara Mustafa oğlu adında bir hatta yetişmiştir.Bu zat her yıl bir kuran yazarak satarmış bu suretle o zamanlar bu adam muhitte oldukça tanınmıştır.                                                                                                                                                 

     C-KÖYÜN SAĞLIKSAL DURUMU                           


     Köyün kurulduğu yer kısmen kumlu bir arazi olup suyu emmekte ve yağışlı havalarda çamur yapmamaktadır. Güneş iki mahalle hariç olmak üzere köyün diğer mahalle ve evlerine bol bol vurmaktadır. Halkın, sıhhati korumağa ait bilgisi noksandır.Evlerin yapılışı ve dahili tertibatı da sıhhi evsafı haiz değildir.Buna rağmen bol ve temiz hava iyi su sayesinde köylünün sıhhati yerindedir.                           

     Vaktinden evvel ölüm en ziyade çocuklar ve kısmen de gençler arasında olmaktadır.Bu, anaların çocuk bakımına ait bilgilerinin azlığını ve hıfzısıhha kaidelerine karşı vukufsuzluğun derecesini anlatmaya kafidir.Vasati boy 170-175’dir.Halkın çoğu uzun boylu ve iri kemiklidirler.140 boyunda olan da vardır.İhtiyarlar boylarının kısaldığını iddia ediyorlar. Doğanlar ölenlerden fazladır.Nüfus bariz bir şekilde artmaktadır.Tenasübün de bozulmakta olduğu rivayet edilmektedir.                           

     Hırsızlık eskiden daha çok oluyormuş, şimdi kalmamıştır. Halk bunu Cumhuriyetin nurlu feyizlerinden biri olarak kabul etmektedirler.                           

     Ferdi temizliğe oldukça dikkat edilmektedir. Evlerin önünde gübre yığınları göze çarpmaktadır. Helâlardan çoğu kuyusudur. Köyde lağım tertibatı yoktur. Su çeşmelerden temin edilmektedir. Çeşmelerin önü temiz tutulacak durumda değildir. Dökülen ve taşıp akan sular çeşmelerin önünde ufak bataklıklar yapmıştır. Bu halin halkın sıhhati üzerine menfi tesir yapacağı pek tabiidir. Köy kanunun tatbikatına bu köyde henüz başlanmamıştır.                           
     Evler kısmen şişeli petrol lambaları ile, kısmen de fiske denilen şişesiz idare lambalarıyla aydınlanmaktadır. Bazıları da ocakta yakılan ateşin ışığından istifade etmektedirler.                           
Isınma araçları ocak ve kısmen de sobadır. Fakat soba pek az evlerde vardır.                           
     Evlerin pencereleri ufaktır. Çerçeveler sabittir.Hava kapıdan ve aralıklardan girmektedir.Odaları havalandırmak adeti yoktur.bereket versin ki evler yapılış itibariyle mazbut değildir.Bunun için havalandırma işi de kendiliğinden oluyor demektir.                           
     Ahırların çoğu evlerin altındadır. Vaziyetleri müsait olanlar ahırları başka yerde yapmaktadırlar.                           

     Köyde en çok soğuk almadan doğma hastalıklar olmaktadır. Sıtmalı ve frengili kimseler de vardır. Değil köyde; köyün bağlı olduğu Alucra İlçesinde bile doktor yoktur. 30 bin nüfuslu kaza halkının sıhhati bir sıhhat işyarına bırakılmıştır. Bu işyar da fırsat bulup köye gittiği zaman halka bazı sıhhi vesayada bulunmakta ve gerekenlere çiçek aşısı tatbik etmektedir.                           

     Hasta olanlar köyde bu işe aklı erer diye tanıdıkları kimselerden aldıkları direktif üzerine iptidai bir şekilde tedaviye başvurmaktadırlar. Hava çalma diye ad taktıkları belki dört beş hastalığın topuna birden ayni adı vererek ayni deva ile bu hastalığı tedaviye kalkışmaktadır. Mesela böyle bir hastalığa yakalanmış olanı ya çamura yatırıyorlar veyahut söğüt yaprağını bala karıştırarak hastanın vücuduna sarıyorlar bu suretle hasta terleyerek iyi oluyormuş. Herhangi bir şekilde düşerek kolunu veya bacağını ezenlere de kuyrukla kara sakızın karışmasıyla meydana gelen ilaç birebirmiş. Sıtma için gizliden gizliye hala muska alanların bulunduğu esefle anlatılmaktadır. Uyuz olanlar da acı su denilen ve köye yakın bulunan bir suda yıkanmakla iyi olmakta imişler. Bu su menbaından ayrıldıktan sonra geçtiği yerlerde beyaz bir tortu bırakmaktadır. Bu tortu zamanla taş halini aldığından suya bundan dolayı taş olan suda denilmektedir.                           

     Sporla meşgul olmamaktadırlar. Gerçi halk köye ait işlerini bir spor olarak kabul ediyorlarsa da fakat bu işleri sistematik yapmadıkları için spordan umulan fayda bununla elde edilememektedir.                           

     Halkın sıhhata ait faydalı itiyatlarının başlıca yemekten evvel ve sonra ellerini yıkamak, vücutlarının temizliğine önem vermekte, odaların havalandırılmasına ve ziyanın azlığına layık olan ehenmiyeti vermemektedirler. Terli iken su içer ve rüzgara karşı durmaktan çekinmezler. Yataklar yere serilmektedir. Köyde bir tek karyola bile yoktur. Ev eşyaları arasında sandalyede yer almış değildir. Odalarda saydıkları bir adam varsa bağdaş kurarak, yoksa yan gelerek ve ayaklarını uzatarak oturmaktadırlar. Diş fırçası kullanan kimse yoktur.                           

     En ziyade hamurlu ve bir de yabani otlardan yaptıkları yemekleri yemektedirler. Hamur işlerinden; börek, siron(sarımsaklı yoğurdun yağlı ekmek üzerine dökülmesiyle yapılmakta), ekmek makarnası, erişte, kabarcık, bişi, vs ile otlardan madımak, sırgan, evelik, yemlik, gelinparmağı, ilimiç, sığırdili, sütten de çorba, sütlaç, hasuda, helle, kuymak gibi yemekler yapılmaktadır. Köyden başka yerlere gidip gelen kadınlar oralarda öğrendikleri yemekleri de ara sıra yaparlarmış, et her zaman bulunmaz, yoğurdun hemen her sofrada eksik değildir. Yumurta paraya çabuk tahvil edilebildiği için onu fazla yemezler.                           

     Halkın sağlıksal durumunu yoluna koymak için köy kanunun bu hususa ait maddelerinin esaslı olarak tatbikiyle halka sağlık bilgisini kazandırmak lazımdır. Yılda hiç olmazsa bir defa bir doktorun köyleri dolaşması çok iyi olacaktır. Köyde çocuk bakımına vakıf bir kabilenin bulunması da köy halkının sıhhatını korumak için hatıra gelen dileklerden biridir.


     D-KÖYÜN SOSYAL DURUMU                           

     Köyde maalesef köy kanunun tatbikatına daha yeni başlanmıştır.Gerçi bundan evvel de köy kanunun tatbikatına çalışılmışsa da fakat köy muhtarı bunu başaracak bir kabiliyette olmadığından beklenilen fayda elde edilememiştir.Köyün idaresini eline alan yeni muhtarın bu alanda verimli işler göreceği umulmaktadır.                           

     Halk devlete ve şahıslara karşı borçlarına çok sadıktırlar.Zaten sahil köylülerimiz gibi fazla borçları da yoktur.vergilere ait borçlarını zamanında ödeyebilmek için civar vilayetlere giderek çalışmakta ve bir yıllık vergilerini kazandıktan sonra köylerine dönmektedirler.Köyde vergilerini verememişler varsa onlar ya çalışamayacak kadar kimsesiz ihtiyarlar veya hastadırlar.                           

     Köyde fikir ve şahıslar etrafına toplanmış partiler yoktur.Yalnız muhtar seçiminde muvakkat bir zaman için halk birkaç guruba ayrılıyorlarsa da bu seçimden sonra dağılmaktadır.                           

     Köyde mütegalibe sayılacak kimseler yoktur.Halk köyün ileri gelenlerine be büyüklerine karşı saygı göstermektedirler.Fakat bu saygılarında zulme tahammül edecek kadar ileri gitmemektedirler.
     Muhtar köyün ileri gelenlerindendir. Kendi akrabalarına müsamaha ettiği için sevilmemektedir.                    

     Köylüye müşterek heyecan ve harekete getiren işlerin başında okul ve yol işleri gelmektedir.
     Halk bu iki iş için el ve oy birliğiyle çalışmaktadırlar.                           

     Düğünlerde davul, zurna ve kemençe çalarak , dik ve laz horonlarıyla Tamzara, Bayburt oyunlarını oynayarak eğlenmektedirler.Kadınlar erkeklerin oyunlarını seyrederlerse de fakat erkekler kadınların oyunlarına bakmazlar.Gerek kadın ve gerekse erkekler yukarıda yazılan ayni oyunları tekrar etmektedirler.                           

     Ortalama olarak evlenme çağı gerek kızlarda ve gerekse erkeklerde 12,15,16 yaşları arasıdır.Kızları çabuk kocaya vermek için nüfusa yazdırırken birkaç yaş büyük yazdırmaktadırlar.Köylülerin bu erken evlenme adetlerinin önüne geçilememiştir. Birçok hilelere başvurmak suretiyle bu arzularını gene yerine getirmektedirler.Bu alanda muhtarların çok şiddetli hareket etmelerine ihtiyaç vardır. Köyde birden fazla karısı olan üç erkek vardır. Bir kadında evlenme çağını geçirmiştir.Fuhuş yoktur. İffetsizliğe karşı derin nefret beslenmektedir.                           

     Kan gütmek adeti yoktur.Zaten sahil köyler gibi buralarda sık sık cinayet olmamaktadır.Hele son birkaç yıl içinde hiçbir cinayet olmadığı memnuniyetle anlaşılmaktadır.Her Türk gibi bu köy haklıda çok misafirperverdir.Büyüklere bilhassa işyarlara karşı çok hürmetkardırlar.Yalnız şehirlere karşı kuvvetini maziden alan bir nefretleri vardır.Onlar zannederler ki şehirliler her işte ve her zaman onları aldatmaya çalışıyorlar.Aşarın mühim rolü olan bu zihniyeti yıkmak için çok çalışmak ve bilhassa şehirlilerle köylüler arasındaki bu antipatiyi gidermek için her vesileden istifade etmek lazımdır.                           

     Halkın milli duyguları sağlam ve memleket sevgileri tamdır.İstiklal Savaşında yararlılığı görülmüş altı kişi İstiklal Madalyası almıştır. Bunlardan başka Cihan Harbinde bacağını kaybeden biriyle şehit ve kimsesiz çocuklardan birisi halen hükümetten maaş almaktadır.                           

     Halkın geçimi umumiyetle çiftçiliktendir.Köyde en ziyade arpa, buğday, çavdar gibi hububat ve patates, lahana gibi sebze yetiştirilmektedir. Halkın yarısından fazlası senenin altı ayını civar vilayetlere giderek çalışmakla geçirmektedirler.K öyde zengin sayılan yalnız bir kişi Ekşioğlu Osman ağa vardır. Bunun yıllık geliri 300 liradan ibarettir.Nüfusun dörtte üçü fakirdir.                           

     Köyde sabun sarfiyatı yok denilecek kadar azdır. Çamaşırlarını killi ve küllü su ile yıkamaktadırlar.Bir yıllık petrol sarfiyatı (gaz yağı)10 tenekeyi geçmemektedir. Kibrit sarfiyatı da azdır.Ateş yakmak için çıradan istifade edilmektedir.T ahminen 2000 kilo sade yağ(tereyağı) yenilmektedir.                           

     Köyde ziraat elverişli ancak 2200 dönümlük arazi vardır.Bu toprak 2,3 dönümde az ve 50 dönümden çok olmamak üzere bütün nüfusa taksim edilmiştir. Köyde oturup ta toprağı bulunmayan hemen hiçbir kimse yoktur. Yalnız mevcut toprak bugünkü ziraat usulleriyle halkın ihtiyacını karşılayacak mahsul yetiştiremediğinden son yıllarda bu köyden komşu vilayetlere gidenlerin sayısı on evden fazladır.

     E-KÖYÜN EKONOMİK DURUMU                             

     Eskiden köyün etrafı ormanlıkmış, bugün bundan eser kalmamış gibidir.Halkın ağaç sevgisi çok noksandır.Kış mevsiminin uzun sürmesi ve şiddetli geçmesi de buna inzimam edince bugün karşılanan bu acı neticeyi yaratmıştır.Odun; çam, meşe, ardıç, köknar ağaçlarından yapılmaktadır. Bu bakımsızlık böyle devam edecek olursa buraların zamanla bir çöl manzarasını arzedeceği muhakkaktır.                            

     Halkın ziraata ait bilgileri de geridir.Babadan kalma usullerle ekip biçmektedirler.Koca köyde iki harman makinesı vardır.Yılda 2,5 ton arpa 17 ton buğday olmaktadır.Mahsul halkın ihtiyacını tamamı ile karşılayamamaktadır.Bazı seneler hariçten zahire satın almakta imişler.Köyde 6 at, 207 inek, 312 öküz, 300 keçi, 420 koyun, ve 3 merkep beslenmektedir. Kümes hayvanlarının sayısı bine yaklaşmaktadır.                             

     Köyde iki demirci, iki kalaycı, iki marangoz ve altı da taşçı vardır. Halı dokuyan kimse yoktur.Yalnız beş kadar kadın kaba saba kilim dokumaktadır. Adı da Zıhar Kilimi.                             

     Köyde kooperatif yoktur. Kurulması için teşebbüs edilmemiştir.                             

     Halkın Hükümete ve şahıslara karşı borçları fazla değildir.

     Bütün köyde yol parasından 50, araziden 315, sayımdan da 300 lira borçları vardır.

     Şahıslara ait borçlarının tutarı 150 lirayı geçmemektedir.

     Halbuki sahil köylerimizde 10-15 bin lira borcu olan kimseler vardır.                             

     Köyün ekonomik durumunun inkişafı, ancak halkın kültür seviyesinin yükselmesi, fenni ziraata ve cins hayvanlar yetiştirmeyi öğrenmesi ile kabil olacaktır. Yoksa bugünkü durumda halk yarı göçebe halindedir.Çünkü köyde toprağına bağlanıp kalsa geçinemeyecek açlıkla karşılaşacaktır. İşte bu zaruretten dolayı ki senenin hemen yarısından fazlasını civar vilayetlere giderek oralarda hamallık, suculuk ve amelelik yaparak para kazanmaktadırlar.   

Kaynak : A. Süreyya İŞGÖR / KÖY TETKİKLERİ 

 

Son Üyeler

Çevrimiçi Üyeler

0 Kullanıcı ve 6 Misafir Çevrimiçi | Hepsini Göster

iSTATİSTİK

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün101
mod_vvisit_counterDün103
mod_vvisit_counterBu Hafta769
mod_vvisit_counterBu Ay465
mod_vvisit_counterToplam42946